Kitaplar
BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..     BETA YAYINI..        

Metin Ekici, Türk Dünyasında Köroğlu: İlk Kol (İnceleme ve Metinler)
Ankara: Akçağ Yayınları, 2004.

Metin Ekici, Halk Bilgisi (Folklor) Derleme ve İnceleme Yöntemleri, Ankara: Geleneksel Yayınları, 2016.

Türk edebiyatının en renkli yaratmalarından olan destanlar, bireyin toplumda yer alma kaygısını ve toplumun da millet olma yolunda verdiği mücadeleyi dile getirir. Bu eserlerde; bireyden millete, sanatçıdan dinleyiciye uzanan bir yol çizilir. Çizilen bu çok renkli yolda; bireyin ve milletin dünyayı algılayış biçimi, değerleri, sevinçleri, acıları ve de başarıları anlatılır.

Halk Bilgisi (Folklor) Derleme ve İnceleme Yöntemleri adını taşıyan bu kitabın giriş kısmında "halk", "halk bilgisi" ve "halk bilimi" terimlerinin çağdaş tanımları yapılmıştır. Halk bilgisi ürünlerinin genel özellikleri tartışılmış, Türkiye'de halk bilimi çalışmalarının tarihçesi özetlenmiş, halk biliminde çok kullanılan bazı terimlere değinilmiş ve halk biliminin kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde; ilk olarak "derleme tanımı" ve "derleme ile ilgili terimler" ele alınarak, bir derleme terminolojisi oluşturulmaya çalışılmıştır. Bölümün ikinci kısmında ise, bir derleme çalışmasının nedenleri ve nasılları verilen örnekler çerçevesinde tartışılmıştır. İkinci bölüm, halk bilgisi ürünleri derleme çalışmasının ilk aşamasına; "Alana Çıkmadan Önce Yapılacak Hazırlıklar" konusuna ayrılmıştır. Üçüncü bölümde; "Alanda Kullanılacak Yöntemler" konusu ele alınmış ve bir derlemecinin alanda karşılaşacağı sorunlar ve çözümler alt başlıklar çerçevesinde açıklanmıştır. Dördüncü bölüm, "Alandan Döndükten Sonra Yapılacak Çalışmalara" ayrılmış ve bu başlık altında; alandan ses ve görüntü olarak kaydedilen halk bilgisi ürünlerinin yazıya aktarılması, sınıflandırılması, halkbilimi kuram ve yöntemlerine göre incelenmesi ve yayına hazır hale getirilmesi konuları tartışılmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında, bir derleme çalışmasının her aşamasında önemli görülen hususlar vurgulanmıştır. Çalışmada "Ekler" yer almakta ve bu kısımda halkbilimciler tarafından oluşturulan halk bilgisi ürünlerinin derlenmesinde kullanılabilecek, "Türlere Göre Örnek Sorular" verilmiştir. Ekleri takiben de, kitabın hazırlanmasında yararlanılan çalışmalar "Kaynaklar" başlığı altında sıralanmıştır.

         
Ed. Osman Karatay - Serkan Acar, Kitabevi Yayınları, Doğu Avrupa Türk Tarihi, İstanbul 2013.   Osman Karatay, Bey ile Büyücü: Avrasya’da Tanrı, Hükümdar, Devlet ve İktisat Hakkında Dilin Söyledikleri, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2006.

Anadolu 1000 yıldır Türk yurdu ama şimdiki Ukrayna'da Türk varlığı 24 asra yaklaşıyor. Doğu Avrupa'daki tarihimiz Türk tarihçiliğinde en fazla ihmal edilen sahayı oluşturmaktadır. Bu konuyu çalışmanın zorlukları ve yeterli tarihçinin bulunmaması bunun sebepleri arasındadır. Ancak son yıllarda ülkemizde durum değişmiş, bölge tarihinin değişik konularında uzmanlaşan önemli akademisyenler yetişmiştir. Bu eser tamamı alanının en önemli uzmanı olan tarihçilerimizin katkılarıyla meydana gelmiş olup, İskit ve Sarmat çağından başlayarak, Hunlar, Bulgarlar, Oğurlar, Avarlar, Hazarlar, Macarlar, Peçenekler, Oğuzlar, Kumanlar, Tatarlar ve Nogaylar gibi toplulukların tarihlerini içermektedir. Uzman tarihçilerin işbirliğiyle oluşan bu eserin bu yönüyle bütün dünyada bir ilk olduğunu belirtmeliyiz.

 

Eski Ortadoğu'nun halklarından Medlerin rahipler sınıfına, büyük adam anlamında Mag deniyordu. Maglarla başları belada olan Yahudiler, kötü kavimlere onların ismini verdiler: Gog ve Magog (Ye'cuc ve Me'cuc). Macarlar Mag eri, Moğollar ise Mog oğul olarak adlanıyordu. Ataları Ortadoğu'da yaşayan Türkler, bu kelimeyi bag olarak korudular. Din adamlarına bakçı, yöneticilerine bag/beg, zenginlerine ise bay dediler. İranlılar, Hintliler ve Slavlar bu kelimeyi hem Tanrı, hem de zengin anlamında kullandılar. Türk din adamı daha sonra bağıcı/büyücü haline geldi. Yunanlılar da Medlerden duydukları Mag kelimesini büyücü olarak Batı'ya götürdüler ve şimdiki Magic kelimesi ortaya çıktı. Türkler bu sözcük ile büyüklüğü ifade ediyorlardı ve büg dediler. İngilizlerin ataları (Saksonlar) bunu big diye aldılar. Türklerin büyüsü (bögü) İskoçya'da bug (hayalet) haline geldi. Acaba insanlar eskiden tek bir dilde mi konuşuyorlardı? Ya da, sahi Türklerin aslı nedir, nerededir?..

         
Osman Karatay, Türklerin Kökeni, Kripto yayınları, Ankara 2011, 10. baskı.   Osman Karatay, Hazarlar: Yahudi Türkler, Türk Yahudiler ve Ötekiler, Kripto Yayınları, Ankara 2014

Doç. Dr. Osman Karatay son yıllarda eski Türklükle ilgili araştırmaları en ileriye taşıyan bilim adamımız. Geleneksel bilim düşüncesini sorgulayarak, yorumları değil kaynakların kendini okuyarak ve bütün dünyanın aksine batıdan doğuya doğru bakarak yepyeni sonuçlara ulaştı. Türk anayurdunun bugünkü Başkırdistan çevresinde olduğunu gösterdi. Çok söylenen ama çerçevesi kurulamayan Sümer bağlantısını bu bölge üzerinden kurdu. Ergenekon hadisesinin tarihlemesini ilk kez o yaptı. Karadeniz kuzeyindeki Türklüğün eskiliğini yine ondan okuduk. Oğuz Han'ın doğuda yaşamış bir Hun değil, batıda yaşamış bir Saka kağanı olduğunu gösterdi. Macarca ve Moğolcanın Türkçeyle ilgisi konusunda hakim görüşlerin zayıflığını ortaya koydu ve Avrasya'nın eski çağlarıyla ilgili başka yanlışları ifşa etti. Eski Türklerin tipiyle ilgili tespitleri ise bütün bildiklerimizi alt üst ediyor. Bu kitap, yazarın daha önce Hırvat Ulusunun Oluşumu (2000), İran ile Turan (2003) ve Bey ile Büyücü (2006) adlı kitaplarında dile getirilen ayrıntıların son beş yılda ulaşılan yeni sonuçlarla harmanlanmasından oluşuyor ama önceki kitaplar kesinlikle tekrar edilmiyor. Yeni araştırmalar eski kitaplardaki sonuçları doğruladıkça, hepsinin tek bir eserde toplanması gerekmiştir. Türklerin Kökeni engin bir birikimin ve gece gündüz süren çalışmaların ürünüdür.

 

Hazarlar Göktürklerin devamı. Dünyanın ortasında uzun ömürlü bir devlet kurdular (630-966). Musevi inancını benimsediler ama her dinden insanın barış içinde ve kendi dini hukukuna tabi olarak bir arada yaşadığı bir yapı oluşturdular. Bu yüzden, tarihteki en ilgi çekici Türk devletlerinden biri Hazar’dır. Bu konunun ülkemizdeki en önemli uzmanı olan Doç. Dr. Osman Karatay, yıllardır makale ve bildirilerine taşıdığı birikimini, bu kitapla toplu halde okuyucuya sunuyor. Bir taraftan tamamına sahip olduğu eski kaynakları, bir taraftan da çeşitli dillerdeki en yeni araştırmaları birlikte düşünerek yeni bir bakışla ortaya çıkıyor. Bilimsellikten taviz vermiyor ama sıkıcı bir dil de kullanmıyor. Göktürk devletinin çöküş günleri ve Hazar devletinin yükselişi, İranlılar, Bizanslılar ve Bulgarlarla savaşlar, ardından Araplarla uzun bir mücadeleye giriş, sancılı bir süreçte Museviliğe geçişleri, Müslümanlarla barışmaları ve ülkede İslam’ın yayılmaya başlaması, Rusların ve Macarların yükselmesi, Hazar ülkesinin küresel ticarette merkez haline gelmesi ve İbn Haldun’u haklı çıkartan bir yıkılış bu kitabın konularını teşkil ediyor. Hazar tarihi zevkle okunacak bir kitap.

         
Nadim Macit, “Dünya-Dil Sistemi Ve Dini Söylem Laik-Demokratik Sistem ve Teoloji”, Sarkaç Yayınları, 2010.   Nadim Macit, Dünya-Kurmak Eylem ve Değişim İslam Dünyasının Geleceği, Berikan Yayınevi, 2009.

Prof. Dr. Nadim Macit bu çalışmada, hem dinin ruhuna hem de entelektüel modernliğe girişin adı olan laik-demokratik sistemin esaslarına aykırı düşen krizi aşmak için dini söylemin evrelerini ortaya koymayı , laik-demokratik sistem içinde dinin, dindarlığın imkanını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Umuyoruz ki bu çalışma ülkemizde yoğun olarak tartışılan din, dünya ve siyaset konusuna ve bu alanda yaşanan gerilimi, istismarı ve çarpıtmaları aşmaya katkı sağlayacaktır. Okuyucu şu soruların cevabını daha rahat bulacaktır.

 

İnsan hürriyeti konusunda teolojik geleneğin dilini konuşan bir anlayış demokratik kültür üretebilir mi? Gerçek anlamda hürriyetten ve özgürlükten söz edebilir mi? Neden, İslam dünyasında iktidarlar topluma tahakküm ederler? Özgürlüğü esaretin, demokrasiyi otoriter ve totaliter sistemlerin diline çevirirler? Baskıyı din adına meşrulaştırmanın tarihi ve bunun iz düşümleri bize neyi anlatır? Bu soruların cevabı imajın, birbirinden farklı Kur'an meali üretmenin, Kopenhag kriterlerine uygun İslam geliştirmenin, İslam tarihinden vezinsiz-kafiyesiz hikaye anlatmanın yoğun olduğu alanda bulunamaz. Çünkü bu sorular, düşüncenin konusudur.
Neden? İslam dünyasında etkili ve yetkili kişiler Tanrı'nın kendilerini insanların başına bekçi olarak görevlendirdiğine inanırlar? Bu görevi, kendi anlayışını benimsemeyenlere dönük her türlü bühtan, iftira ve fişleme adına kullanırlar. Bunun arkasında din mi var yoksa dinden sonra dinselleştirilmiş 'bilgi modelleri, siyasi kişiler mi var'? Klasik teolojik anlayışa bağlı bir fikri siyasi akım demokratik kültür üretemez. Geleneksel torumu benimseyenler ise zinhar demokrat olamazlar. İktidar-insan ilişkisi üzerine kurulan mantığın tabiatı buna engeldir. Bunun en somut kanıtı İslam coğrafyasını gösteren siyasi tablo ve ülkemizde olup bitenlerdir.
 

Yahya Kemal Taştan, Vakıfların Hukukî Mahiyeti, Ankara: Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, 2013.   Yahya Kemal Taştan, Mehmet Fuat Köprülü, Yahya Kemal Taştan Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 2012.

Modern Türk tarihçiliğinin kurucularından ve dünya ölçeğinde üne sahip isimlerinden M. Fuad Köprülü, Türkiye Cumhuriyeti’nde Türkoloji’nin hemen her alanında kalem oynatmış ve bunda da başarılı olmuş ismidir. 1930’larda ülkede kültür inkılâplarının yapıldığı dönemde o, rasyonel ve bilimsel bir yaklaşımla Anadolu’da Türk kimliğinin oluşumu üzerine yoğunlaşmıştır. Dönemin Türklüğü cihan medeniyetinin beşiği sayan anlayışına karşılık bu resmî söylemin dışında kalmayı başarmış; bilimsel, metodik duruşu ve meselelere sosyolojik yaklaşımıyla Türk tarihçiliğinde derin izler bırakmıştır. Yeni devletin toplumu yeniden inşâ ettiği süreçte, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türklerin bu coğrafyada oynadıkları etkin rolü içtimaî, hukukî müesseseler ve edebî, folklorik etkileşimlerle bütüncül açıdan ele almıştır. Anadolu Türklerinin kimlikleşme ve bu coğrafyada devlet/devletler kurma kabiliyetini teşkilatlı yapıları, hususî ve amme hukukî niteliklerini öne çıkararak umumî tarihteki etkin rolünü vurgulamıştır.

 

Mehmet Fuat Köprülü, eserleri ve düşünceleriyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kimlik ve kültür politikalarında etkili olmuş yakın dönem tarihin güçlü isimlerinden biridir. Türkiye’de sosyal bilim geleneğinin bilimsel bir biçim kazanmasına, getirdiği yöntem ve çağdaş anlayışla önemli katkılarda bulunmuştur. Uluslararası bir şöhrete de sahip olan Köprülü, bilimsel nitelikteki kurumların kuruluşuna da öncülük etmiştir.